s a i n t r a d i c a l

  • Archive
  • RSS
ismailabim:

montaigne - denemeler

“Bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar.”
Pop-upView Separately

ismailabim:

montaigne - denemeler

“Bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar.”

  • 1 month ago > ismailabim
  • 16
  • Permalink
  • Share
'\x3cdiv id=\x22photoset_47806623388\x22 class=\x22html_photoset\x22\x3e \x3ciframe id=\x22photoset_iframe_47806623388\x22 class=\x22photoset\x22 scrolling=\x22no\x22 frameborder=\x220\x22 height=\x22470\x22 width=\x22500\x22\x0a style=\x22border:0px; background-color:transparent; overflow:hidden;\x22 src=\x22http://stradical.tumblr.com/post/47806623388/photoset_iframe/stradical/tumblr_ml5jp5zNZw1rq4ycl/500/false\x22\x3e\x3c/iframe\x3e\x3c/div\x3e'

ne diyeyim la size?

  • 1 month ago > ismailabim
  • 64
  • Permalink
  • Share
karıcığım bana eroin koya
rabbim şimdi bir polisi tutuklar gibi değişik bir hayvan tıkanıyor göğüslerimde menşei cam çocukların haysiyetiyle pasiflora anlamında tiren koşayım koşayım filmlerin adı bu olsun şehre laciverd bir ceket gibi yakışsın yağmur rabbim gör rabbim duy rabbim bağışla rabbim kızın annesi bankada memur sol yanlarım cumartesi küle çalışsın mason teşkilatlara çapsın bisiklet titreyeyim muştalara sapayım kopkor rabbim kız okula geliyor, yaşasın cumhuriyet! işte yeniden gür bir kapsül sürçsün eşikte al sakallı bir kelebek başlasın bitsin bu kestiğim sn kardeşim surları kesin hayır judas düğünüme gelmeyeceksin! semerkandı denetleyen bir dedektif mor yar göğsüne salmadığım şu pürüz sicim sakis dahi peşindedir bir kur’an’ım vor eh onu da siyah kotumla giyeyim rabbim! rabbim o tarz bir tiyatro gelsin bu şehre haddinden fazla mermi küvezden seksin rabbim rabbim ben de sordum sarı çiçeğe ah beni de şu direğe bağlayın gitsin! işteşimdi kör bir masat yorumluyorum ham meçlere seyrediyor gözbebeklerim öğrettiğin trenlerle baştan çıkayım lübabeyim lübabesin lübabe rabbim!
ah muhsin ünlü
Pop-upView Separately

karıcığım bana eroin koya

rabbim şimdi bir polisi tutuklar gibi
değişik bir hayvan tıkanıyor göğüslerimde
menşei cam çocukların haysiyetiyle
pasiflora anlamında tiren koşayım
koşayım filmlerin adı bu olsun
şehre laciverd bir ceket gibi yakışsın yağmur
rabbim gör rabbim duy rabbim bağışla
rabbim kızın annesi bankada memur

sol yanlarım cumartesi küle çalışsın
mason teşkilatlara çapsın bisiklet
titreyeyim muştalara sapayım kopkor
rabbim kız okula geliyor, yaşasın cumhuriyet!

işte yeniden gür bir kapsül sürçsün eşikte
al sakallı bir kelebek başlasın bitsin
bu kestiğim sn kardeşim surları kesin
hayır judas düğünüme gelmeyeceksin!

semerkandı denetleyen bir dedektif mor
yar göğsüne salmadığım şu pürüz sicim
sakis dahi peşindedir bir kur’an’ım vor
eh onu da siyah kotumla giyeyim rabbim!

rabbim o tarz bir tiyatro gelsin bu şehre
haddinden fazla mermi küvezden seksin
rabbim rabbim ben de sordum sarı çiçeğe
ah beni de şu direğe bağlayın gitsin!

işteşimdi kör bir masat yorumluyorum
ham meçlere seyrediyor gözbebeklerim
öğrettiğin trenlerle baştan çıkayım
lübabeyim lübabesin lübabe rabbim!

ah muhsin ünlü

  • 2 months ago
  • Permalink
  • Share
hikaye
senin dudakların pembeellerin beyaz,al tut ellerimi bebektut biraz!benim doğduğum köylerdeceviz ağaçları yoktu,ben bu yüzden serinliğe hasretimokşa biraz!benim doğduğum köylerdebuğday tarlaları yoktu,dağıt saçlarını bebeksavur biraz!benim doğduğum köyleriakşamları eşkıyalar basardı.ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmemkonuş biraz!benim doğduğum köylerdekuzey rüzgârları eserdi,ve bu yüzden dudaklarım çatlaktıröp biraz!sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!benim doğduğum köyler de güzeldi,sen de anlat doğduğun yerleri,anlat biraz!

cahit külebi
Pop-upView Separately

hikaye

senin dudakların pembe
ellerin beyaz,
al tut ellerimi bebek
tut biraz!

benim doğduğum köylerde
ceviz ağaçları yoktu,
ben bu yüzden serinliğe hasretim
okşa biraz!

benim doğduğum köylerde
buğday tarlaları yoktu,
dağıt saçlarını bebek
savur biraz!

benim doğduğum köyleri
akşamları eşkıyalar basardı.
ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
konuş biraz!

benim doğduğum köylerde
kuzey rüzgârları eserdi,
ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
öp biraz!

sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
benim doğduğum köyler de güzeldi,
sen de anlat doğduğun yerleri,
anlat biraz!

cahit külebi

  • 2 months ago
  • Permalink
  • Share
rahatı kaçan ağaç

tanıdığım bir ağaç var etlik bağlarına yakın saadetin adını bile duymamış tanrının işine bakın. geceyi gündüzü biliyor dört mevsim, rüzgârı, karı ay ışığına bayılıyor ama kötülemiyor karanlığı. ona bir kitap vereceğim rahatını kaçırmak için bir öğrenegörsün aşkı ağacı o vakit seyredin.

melih cevdet anday
View Separately

rahatı kaçan ağaç

tanıdığım bir ağaç var
etlik bağlarına yakın
saadetin adını bile duymamış
tanrının işine bakın.

geceyi gündüzü biliyor
dört mevsim, rüzgârı, karı
ay ışığına bayılıyor
ama kötülemiyor karanlığı.

ona bir kitap vereceğim
rahatını kaçırmak için
bir öğrenegörsün aşkı
ağacı o vakit seyredin.

melih cevdet anday

  • 2 months ago
  • Permalink
  • Share
ağartı

sevgiler yüzüne karşılık geldim kaygı bağırdı gözevlerimde günlerin yamanan yıldızlar ve üzülen gökkuşaklarıyla doluluğundan söz ediliyor evlerde çocuklar arşınlanıyor ve alkışlanıyor babalar ki tütün başında ekmek başında kabir başında günler yenilenen bir isim merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral haftada üçer gün üçer hafta ince uzun veya kahverengi ve gelinlik sabah çatışmasında yoğunlaşan yorgun artık ben köprü ortasından ayrılmış bu ara organın ve güneşin salgınlığı toprağa gelir gibi olduğu an başlar ikinci artık beygirler uzağa kayıyorlar bu arada gelinmeler arkadaş yapıtlarına yar koyma yöremdeki çimler bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu ve hastalandıkları çalışan yüreklere uzak bekardan korkan ev sahiplrinin kapılarda kızlık heykelleri bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi yemekten kalkma çelişmesi erkek oluşumuza binaen bu arada özel sıkıntılarımızın kılıç kuşanmış hali durmadan kanlanıp hatırladığımız bunalan kadınlar ben alda’yı bunalıyor görüyorum rüyamda kırbaç gibi saran etrafımızda kelebekkanatları gözler akılda kalan ağızlar hatlar seviyi yoran alkışlar bir şehri paramparça edip ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına misafir odalarına lavabonun altındaki dolaba çocukların hücumluk yataklarına iri erkeklerin şakalarına kadınların çırpınan dudaklarına ve kızların sancaklarına sığınan ve benim damarımda itişen uykulara bir şehrin ortasından tren geçiyor o şehirde büyük rüzgar vardır bir oyuncakçı vitrinin önünde insanların durdukları ve duruşlarını değiştirmedikleri trenle birlikte şehrin ortasından oyuncak trenlerin cezanlandırmış şekilleri kendisini buyruk vitrine yapışık insanların kafalarındaki içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları durdurup parçalamadıkları önüne yüzer ellişer yatıp apartman kadar ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken öpüp ağızlarını ezdirmedikleri noktanın sonuna kadar bir sinir bir can yanmasıyla bir parçamı bir demir mengeneye koyup sıkmak istiyorum mu nedir dilimi bir acı mı ne gerek öyle uykum var ki öyle istiyorum ki o içimden marşandizler şimşek gibi fırlayan şehirde hemen hat boyunda ilk tahta evde derin yatakta her an çığlıklarıyla uyuyayım kıyametler bir ejder geçsin öyle tanıdığım öyle canımın içinde durup gelmeyince morfin gibi arıyorum direnmeni iğne üzerinde yüzün gelip kuşatmıştı beni ama düşündükçe korkmak yüzünle geldiğini ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim


cahit zarifoğlu
Pop-upView Separately

ağartı

sevgiler yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde

günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında

günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından ayrılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi olduğu an
başlar ikinci artık

beygirler uzağa kayıyorlar

bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler

bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak

bekardan korkan ev sahiplrinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi

yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşumuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda’yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi saran etrafımızda
kelebekkanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları

evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakalarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarımda itişen uykulara

bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgar vardır
bir oyuncakçı vitrinin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezanlandırmış şekilleri

kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri

noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi

bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki

o içimden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde

durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe korkmak
yüzünle geldiğini

ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
cahit zarifoğlu
  • 3 months ago
  • Permalink
  • Share
dude
View Separately

dude

  • 3 months ago
  • Permalink
  • Share
masa da masaymış ha
adam yaşama sevinci içinde masaya anahtarlarını koydu bakır kâseye çiçekleri koydu sütünü yumurtasını koydu pencereden gelen ışığı koydu bisiklet sesini çıkrık sesini ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu adam masaya aklında olup bitenleri koydu ne yapmak istiyordu hayatta işte onu koydu kimi seviyordu kimi sevmiyordu adam masaya onları da koydu üç kere üç dokuz ederdi adam koydu masaya dokuzu pencere yanındaydı gökyüzü yanında uzandı masaya sonsuzu koydu bir bira içmek istiyordu kaç gündür masaya biranın dökülüşünü koydu uykusunu koydu uyanıklığını koydu tokluğunu açlığını koydu masa da masaymış ha bana mısın demedi bu kadar yüke bir iki sallandı durdu adam ha babam koyuyordu.
edip cansever
View Separately

masa da masaymış ha

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.

edip cansever

  • 4 months ago
  • Permalink
  • Share
kan kalesi
elbet bir hinlik vardır seni sevişimde  ey kanıma çakıllar karıştıran isyan  saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre  insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam  günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak  bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında 
şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için  bir şahan tüylerini döker ardımsıra  artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım  böğrümde kambur çocuklardan bir payanda.  gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum  sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya  her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina  kangren oluyorum bahar geldiği için  urlarımı kesiyorum kör bir usturayla  ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor  bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana  kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek  yükseliyor kız tortuları  tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların  bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya  -avluya çık  -avluya kara bir şey bırakılmış  (bir bomba)  kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun  şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk  filimler üç günde bir değişiyordu  bense ikircikliydim ama korkmuyordum  polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan  urlarım yoktu, suçum yoktu,  ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından  şehre karışmayan bir dehliz değildim  sevinçle kovalıyordum kendimi  bunları ansımak başımı döndürüyor bazan  elbet bir hinlik vardır seni sevişimde  ey kanıma çakıllar karıştıran isyan.  azan bir hevestir artık tanyeri  söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan  şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına  üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli  umudumuzu kapmaya gelen makinaları  bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza  solumak gece  terlemek gece  gece çarşaflara…  açıklanacak, belletilecek olan belki  milât öncesi ve sonrası lâkırdıları  karışık banka hesapları, navlun  yani öylesine açık değil pek  hatta  -şehir mi, değil mi burası-  kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor  neden karıştırıyor, ne hakla  direnmeler, erzurumlar, kalfalar  gecenin ipini koparan gece safaları  -var mısın yok yere ağlamaya… Ki bir sis  yanık bırakılmış bir fısıltı  şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama  herkesin içinde iğdiş bir bahar  bacakları eriyor memurların, evkızlarının  ve saat 24 vardiyasının işçileri  inmiyor ocaklarına.  yufka mıdır  yufka mıdır benim bakışım dünyaya  ki acılarıyla başlatırım insanları  derimi yalayarak geçen mevsim  beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla  her askere gidenin, her tören yorgununun  kondurur kemerinin kaşına.  böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz  koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla  koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp  kümbetlere, bitkinliğin bordasına…  kanın çığırından çıktığı saattir bu  memelerini bana sıkıca bastırdığın  hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında  şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe  biz seviştikçe bizi acıtan  kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak  zaç yağı şişeleri kocaman.  sen şimdi sevincimin akranısın  ey kanıma çakıllar karıştıran isyan  doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim  yaralarımı onduranımsın  yatağımı hiç boş bırakmayan…  yüzümü ellerimle yine kapayayım mı?  bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara  yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım  değil  partizanlığım dalaşmak istiyor anla  bu sarsak hırgürüyle dünyanın  dalaşmak dalaşmak dalaşmak  böylece aşk akranım oluyor benim  ey bayırdan ve yokuştan uzaklara  ey çırpınan bir geyiktir memelerin  karnın ısırgan otları gibi aklımda.

ismet özel
Pop-upView Separately

kan kalesi

elbet bir hinlik vardır seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan

saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre
insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam
günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak
bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında

şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için
bir şahan tüylerini döker ardımsıra
artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım
böğrümde kambur çocuklardan bir payanda.

gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum
sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya
her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina
kangren oluyorum bahar geldiği için
urlarımı kesiyorum kör bir usturayla
ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor
bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana
kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek
yükseliyor kız tortuları
tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların
bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya
-avluya çık
-avluya kara bir şey bırakılmış
(bir bomba)

kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun
şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk
filimler üç günde bir değişiyordu
bense ikircikliydim ama korkmuyordum
polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan
urlarım yoktu, suçum yoktu,
ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından
şehre karışmayan bir dehliz değildim
sevinçle kovalıyordum kendimi
bunları ansımak başımı döndürüyor bazan
elbet bir hinlik vardır seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan.

azan bir hevestir artık tanyeri
söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan
şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına
üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli
umudumuzu kapmaya gelen makinaları
bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza
solumak gece
terlemek gece
gece çarşaflara…

açıklanacak, belletilecek olan belki
milât öncesi ve sonrası lâkırdıları
karışık banka hesapları, navlun
yani öylesine açık değil pek
hatta
-şehir mi, değil mi burası-
kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor
neden karıştırıyor, ne hakla
direnmeler, erzurumlar, kalfalar
gecenin ipini koparan gece safaları
-var mısın yok yere ağlamaya… Ki bir sis
yanık bırakılmış bir fısıltı
şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama
herkesin içinde iğdiş bir bahar
bacakları eriyor memurların, evkızlarının
ve saat 24 vardiyasının işçileri
inmiyor ocaklarına.

yufka mıdır
yufka mıdır benim bakışım dünyaya
ki acılarıyla başlatırım insanları
derimi yalayarak geçen mevsim
beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla
her askere gidenin, her tören yorgununun
kondurur kemerinin kaşına.
böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz
koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla
koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp
kümbetlere, bitkinliğin bordasına…
kanın çığırından çıktığı saattir bu
memelerini bana sıkıca bastırdığın
hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında
şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe
biz seviştikçe bizi acıtan
kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak
zaç yağı şişeleri kocaman.

sen şimdi sevincimin akranısın
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim
yaralarımı onduranımsın
yatağımı hiç boş bırakmayan…
yüzümü ellerimle yine kapayayım mı?
bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara
yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım
değil
partizanlığım dalaşmak istiyor anla
bu sarsak hırgürüyle dünyanın
dalaşmak dalaşmak dalaşmak
böylece aşk akranım oluyor benim
ey bayırdan ve yokuştan uzaklara
ey çırpınan bir geyiktir memelerin
karnın ısırgan otları gibi aklımda.
ismet özel
  • 5 months ago
  • 1
  • Permalink
  • Share

öyle

  • 6 months ago
  • Permalink
  • Share
← Newer • Older →
Page 1 of 22

About

1. aksi belirtilmemişse akşamları güncellenir.

2. büyük harf kullanmak kesinlikle yasaktır.

3. what can i do sometimes?

4. dağılabiliriz.
  • RSS
  • Random
  • Archive
  • Mobile

Effector Theme by Carlo Franco.

Powered by Tumblr